Sessizliğin Kırıldığı Gün(hikaye)
Sessizliğin Kırıldığı Gün
Kasabanın en eski sokağında, herkesin önünden geçip görmezden geldiği bir ev vardı. Pencereleri hep kapalıydı. Ne bir ışık sızardı dışarı, ne de bir ses… Ta ki bir gün, çok hafif ama ısrarcı bir tıkırtı duyulana kadar.
Bu sesi ilk duyan, ilkokul öğretmeni Elif’ti. Her sabah aynı yoldan okula giderdi. O gün adımlarını yavaşlattı. Çünkü ses, bir yardım isteğinden çok, bastırılmış bir çığlığa benziyordu. Elif durdu. Etrafına baktı. Sokak kalabalıktı ama kimse durmuyordu. Herkesin yüzünde aynı ifade vardı: Duymadım, görmedim, bilmiyorum.
Elif yoluna devam edebilirdi. Geç kalmak istemezdi. Başına iş almak istemezdi. Ama içindeki ses, dışarıdan gelen tıkırtıdan daha yüksekti. Geri döndü. Kapıyı çaldı.
Kapıyı açan yaşlı bir adamdı. Gözleri yorgun, elleri titriyordu. “Bir şey yok,” dedi aceleyle. “Yanlış duymuşsunuzdur.”
Ama Elif biliyordu. Çünkü zulüm, en çok “bir şey yok” denildiğinde büyürdü.
O gün Elif yalnız kalmadı. Ertesi gün bir esnaf, sonraki gün bir komşu, sonra başka biri… İnsanlar konuşmaya başladı. Önce fısıltıyla, sonra cesaretle. Kapalı pencerenin ardındaki karanlık, sessizlikle değil, dayanışmayla dağıldı.
Kasaba değişmedi belki bir gecede. Ama bir şey kırıldı: korku. Ve herkes şunu anladı; zulüm, en çok sessiz kalanların omuzlarında ağırlaşıyordu.
O sokaktan artık geçerken kimse başını öne eğmiyordu. Çünkü bir kişi durduğunda, sessizlik yenilmişti.
Yorumlar
Yorum Gönder